Kalbe Giden Bir Yol Varsa

Yorucu, yıkıcı bir o kadar da farkındalıklarla dolu bir kaç hafta geçirdim. Size de öyle olmadı mı? Dolunaydı, tutulmaydı sıcaktı derken bir bakmışım yine yeni kapılar açılmış önümde, yeni farkındalıklar, kalbe giden yolda yine kalple gördüğüm yaşam…

Ne zaman durmam gerekse bedenim konuşmaya başlar; ifade edemediklerim boğazımda düğümlenir, kendime yük ettiklerim omzumda ağırlık yapar. Ne zaman durmam gerekse yeni bir şeyleri fark etmenin zamanı geldi demektir. Ne zaman bedensel bir sağlık sorunu yaşasam bir an kalıp acaba bunun altında yatan düşünce kalıbı ne? Nasıl bir duygusal durum sebebiyle buradayım diye sorarım kendime. Ki şu ana kadar bedenimde vuku bulanla zihinsel, duygusal süreçler hep örtüştü birbiriyle. İşte yine o zamanlardan birindeyim, durmam gereken, yeni şeyleri fark etmem gereken bir zaman diliminde.

Uzun süredir yaşadığım üst sırt sorunu sebebiyle bir türlü geriye bükülememem, kalbi açamamam yerini nabız ve tansiyon sorununa bıraktı. Acaba etrafında olan biten herşeyi gören kalbim kendi içine bakmaktan korkuyor muydu? Göreceklerini görmeye hazır değil miydi?  Evren var gücüyle artık gör diyordu. Kaçtığım şey kendi kalbim olabilir miydi? Denizin dibinde gözüme çarpan, bir çırpıda elime aldığım o “taş” şeklindeki kalp benim kalbim olabilir miydi?
Tüm bunlar olmaya devam ederken ben hala uzaklarda mı arıyordum çareyi?

Paulo Coelho’nun Simyacı kitabında okumuştum, zihnime kazınmış “Hazineye ulaşmak için işaretlere dikkat etmen gerekiyor. Tanrı herkesin izlemesi gereken yolu yer yüzüne çizmiştir, yazmıştır. Senin yapman gereken senin için yazdıklarını okumak yalnızca.” Tam da Coelho’nun dediği gibi evren tüm cömertliğiyle işaretleri önüme sunuyordu, bedenim en açık şekilde konuşuyordu. Kalbe bak, kendine bak, içe dön… Tüm şefkatinle önce kendine yaklaş, duvarlarını bırak yıkılsın, yerine yeni kapılar açılır…

Yaşadığımız her şey bize gelen birer mesaj ne zaman ki o işaretleri görüyoruz işte o zaman birşeyler değişmeye başlıyor. Çünkü değişmenin, değiştirebilmenin en başlangıç noktası, olan biteni fark etmek, kalbe bakmak.
Evet, fiziksel olarak yaşadıklarım biraz korkuttu, ama durup bakmama sebep oldu kalbe. Şükredecek ne kadar da çok şeyim varmış meğer! İnsan en güçsüz hissettiğinde ne kadar da güçlüymüş, en değersiz hissettiğinde ne kadar da değerli, yalnız hissettiğinde ne kadar birlikte, yarım hissettiğinde ne kadar da tam…

Ve kalbe giden bir yol varmış bildiğim, keşfettiğim, fark ettiğim, şükrettiğim. O yolda önemli olan kalpte olabilmekmiş, orada kalabilmek, sizi özledik dendiğinde kalpteki sıcaklıkmış, karşı tarafa verdiğin sevginin o kalplerde yeşerdiğini görebilmekmiş, hiç de beklemediğin bir zamanda iyi ki seni kazandık denmesiymiş, belki pek o kadar da iyi hissetmediğin günlerden birinde tam onu düşündüğün bir zamanda olmaysadın başaramazdım, iyi ki varsın sözcükleriymiş seni yeniden gülümseten. Birinin ilk defa gerçekleştiği bir ana şahit olduğunda kalpte oluşan şefkat duygusunun birlik duygusuna dönüşmesiymiş. Her seferinde herşeye rağmen şükretmekmiş kalpten, iyi ki diyebilmekmiş, hiç birşey senden daha önemli değil cümlesiymiş, kendine iyi bakmış, gülen yüzün eksik olmasınmış, yalnız değilsinmiş, seni seviyoruzmuş…

Kalpten geldiği şekliyle…
Çünkü kalbe giden bir yol varsa o yol yine kalple tüm kalplere ulaşır…

Gamze

Related Posts

2 Responses
  1. Emrah

    Harika bir yazı daha. Çoğu kez unutuyoruz bu meseleyi. Hiç duygu, düşünce, davranış ve tabi beden bağımsız olur mu? Bazen bir stres farkındalık düzeyinde olmasa da beden çok doğru konuşabilir. Bu ikaz çok şiddetli de olabilir. Sizden öğrenecek çok şey var. Yeni yazılarınızı bekliyorum. Saygılar.

Leave a Reply