Omzumu inciteli neredeyse 4 ay olmuştu. Yaptığım yoğun yoga ve pilates pratikleri sonucu bir cuma akşamı hissetmeye başladım omzumdaki ağrıyı. Önce geçici bir şey olduğunu düşünmüştüm. Ağrı birkaç gün geçmeyince endişe etmeye başlamıştım. Voleybol oynadığım dönemde omzumdan sakatlanmıştım ve iyileşme sürecim oldukça uzun ve zorlu geçmişti. Bu süreci bildiğim için içimde bir korku oluştu. Zihin yaşadığı olumsuz deneyimleri bir daha yaşamak istemiyor ve korku yaratıyordu. Elbette aynı şeyleri yaşayacağım anlamına gelmiyordu ama yine de önlem almak gerekiyordu. Hele ki aradan geçen 4 ayda yeterince iyileştiğimi düşünürken tam da biraz yorucu, biraz yoğun, biraz stresli 2 haftanın sonunda yeniden hissetmeye başladım omzumdaki ağrıyı. Halbuki yaşadığım incinmeden beri omzuma hassas davranıyordum, omzum zorlandığında duruyor, üst üste omzumu zorlayacak hareketler yapmıyordum. O hafta yoga terapi, ve temel yoga derslerine girmiştim. Tam derse gitmeye hazırlanırken, kolumu kaldırdığımda bir zorlanma hissettim ve iç sesimi dinleyerek derse gitmekten vazgeçtim. Üç günün sonunda kolumu açamıyor, üzerimi giyemiyor, saçımı toplayamıyor haldeydim. Doktora gitmem kaçınılmazdı.

Neyse ki yakın tarihe randevu alabildim ve gittiğim hastane fizik tedavi ve rehabilitasyon hastanesiydi. Zihnim o kadar omzumla meşguldü ki, başka bir şey düşünmüyordum. Bir an önce iyileşmek yeniden pratiğime dönmek istiyordum, hatta pratik yapamadığım için endişe duyar olmuştum. Tam da sıra bana gelmek üzereydi ki, sistemsel bir sorundan ötürü danışmaya gitmem gerekiyordu, randevuma çok az süre kalmıştı ve telaş içinde yürümeye başladım. Hastane kalabalıktı ve bir türlü hızlı yürüyemiyordum. Neden herkes bu kadar yavaş diye sorarken kendime, bir an durdum. Durdum, etrafıma baktım. ‘‘Gamze burası fizik tedavi ve rehabilitasyon hastanesi’’ dedim. ‘‘Elbette insanlar yavaş yürüyecek, sadece spordan incinen insanlar yok etrafında’’ Bir anlık duraksamam etrafımda olan biteni fark ettirdi bana. Kendi kendime ‘‘şükret!’’ dedim. O kadar kendimle ilgiliydim ki etrafımda olup bitenleri fark etmemiştim.

Ertesi gün yoga dersimde minnet konusunu ele aldım. Yaşadığım deneyimden yola çıkarak, fark etmenin etrafımızda şükredecek, minnet duyacak ne kadar da çok şeyimiz olduğunu görmemize yardım ettiğinden, yaşamımızda şükredecek en az bir şeyimizin olduğundan bahsettim. Zihnimizin kurgulamaya meğilinden ve yaşadığımız olumsuzlukların hep bizim başımıza geldiğini düşünme eğilimimizden bahsettim. Ders bitiminde herkes şükredecek en az bir şeyi olduğunu fark etmişti.

Akşamki dersime kadar zamanım vardı. Uzun arayışlar sonucunda MR randevusu alabilmek için hastaneye gitmiştim. İşlemleri yapmak için bir oraya bir buraya koşturuyordum. İşlemleri yapan kişiyle bir yandan konuşuyordum. Yaşadığım hastane sürecini anlatırken bir yandan da randevu tarihinin çok geç tarihte olup olmayacağını içimden geçiriyordum. O sırada ilgili kişi kimliğimi verdi ve ona ‘‘Ödemeyi nereye yapacağım diye sordum? ‘‘Ödeme yapmana gerek yok acil girişi yaptım’’ dedi. ‘‘Git randevu al.’’ Çok şaşırmıştım, hiç tanımadığım, hiç bir ricada bulunmadığım biri teşekkür etmeme, onun için güzel dileklerde bulunmama ve yeniden şükretmeme sebep olmuştu. Yakın bir zamana randevu aldım. Yaşadığım şaşkınlığı üzerimden atamamış olsam da ‘‘şükürler olsun’’ dedim.

Minnet duygusuyla hastaneden ayrıldım. 3 sene önce tam da bugün farkındalıkla ilgili paylaştığım yazıyı arkadaşıma gönderdim.  Osho’nun bir yazısıydı ve şöyle diyordu;

‘‘Eğer belli bir duygunun farkına varabiliyorsan ve duygunun farkına vararak o kayboluyorsa olumsuzdur. Eğer belli bir duygunun farkına vararak duygunun kendisi oluyorsan, şayet duygu yayılıyor ve senin varlığın haline geliyorsa, o olumludur. Farkındalık iki durumda farklı şekilde çalışır. Şayet o zehirli duyguysa, farkındalık aracıyla ondan kurtulursun. Şayet o iyiyse, mutluluk vericiyse, keyif vericiyse onunla bir olursun. Farkındalık onu derinleştirir. O halde benim için kriter şudur: Şayet bir şey senin farkındalığınla derinleşiyorsa o iyi bir şeydir. Şayet bir şey farkındalık aracılığıyla kayboluyorsa o kötü bir şeydir’’.

Belki de olumsuz olarak nitelendirebileceğim olaylar benim yeniden fark etmemi ve her şeye rağmen şükretmemi sağlamıştı. Zihnimde olan bitenlerin dışında bir yaşam olduğunu görebilmek, fark edebilmek başka kapıları açmıştı bana. İki gündür yaşadıklarımın şaşkınlığıyla yürüdüm bir süre. Arkadaşımla buluşup bir şeyler içelim dedik. Bir yandan bir şeyler içerken bir yandan sohbet ediyorduk. ‘‘Unuttum, bu bilekliğimi sana verecektim dedi. Bileğinden kendi taktığı bilekliği çıkardı, ‘‘Sen seversin bunu, üzerinde Sanskritçe yazıyor’’ dedi. Ne yazıyor? dedim. ‘‘Şükret yazıyor’’ dedi. Şaşkınlığım daha da artmıştı. Yaşadığım deneyimleri onunla paylaştım. Bilekliği bileğime taktım bir kez daha şükrederek.

Tüm yaşadıklarım tesadüf müydü? Yoksa pozitif karma tam olarak da böyle bir şey miydi bilmiyorum.  Bildiğim şu ki hayat her şeye rağmen şükretmeyi hatırlatıyor insana. Şükredebilmek öncesinde fark edebilmeyi gerektiriyor, kendi kafanın içinde olan bitenin dışından bakabilmeyi gerektiriyor. Fark edebilmek için sessiz kalabilmek, durabilmek gerekiyor. Görebilmek için bakmak gerekiyor. Hissedebilmek gerekiyor her neyse yaşanan iyi ya da kötü. Hissedebilmek için kalbe ulaşmak gerekiyor. Minnet duyabilmek içinse fark etmek gerekiyor. Minnet duyabilmek için sadece nefes alabildiğini bilmek bile güzel!

Minnetle…

Gamze 

 

Previous PostNext Post

Related Posts

Leave a Reply