Hep birlikte arabadayız Edremit havaalanına doğru yol almaktayız. Bir an camı açıyorum ve yol kenarında o yabani otların arasında gözüme mor-beyaz çiçekler ilişiyor. Ne kadar da garip, hiç olmadık bir yerde açmışlar, ne kadar da güzeller. Sonra şu geçen 3 haftamın da aynı bu çiçekler gibi olduğunu fark ediyorum. Beklentisiz, doğal, kendi akışında, uyumlu ve bir o kadar da güzel…
Herkeste biraz uyku mahmurluğu var… Tabi yine akşam geç yatılmış, o yatağa bir türlü girilememiş, sağı solu toplamak alışkanlıktan değil bu sefer. Sanki yatağa girilince yolculuk günü (veda günü demiyoruz artık, son gece de demiyoruz. Didi “öyle” dedi. Haklı da…) hemen gelecekmiş gibi… Dün gece gerçekten, dönmeden önceki gecem değil gibiydi. Sevdiklerim sağolsun… Gitmeden son bir rakı balık yaptık sahilde. Ayaklarım kumda, deniz yanıbaşımda, önümde zengin bir masa, sevdiklerim yanımda… Önce oradakilerle kucaklaştım. Önce Ayben’le dertleştik, ablalar kardeşlerine nasihat etmeyi sever :). Ayşegül ablam zeytinyağı ve reçel verdi bana orada yeriz diye. Adil abim aynı muzip haliyle şaka yaptı 🙂 “Kendinize iyi bakın” dedim Aydil’e. “Biz birbirimize bakarız burada, sen orada kendine dikkat et” dedi. Nilay ablam “Ne çabuk geçti Gamze” dedi. Ne de çabuk geçti şu 3 hafta… Eve giderken Seçim Amcaya “hoşçakal” dedim, “ben ararım seni yine.” Nevzat abiyle, Filiz ablaya uğradım. “Önemli olan kaliteli zaman geçirmek birlikte” dedi Filiz abla. Ne kadar yakında yaşadığının bir önemi yok… “Yağmur’a selam söyle” dedim. Biz Brüksel’de görüşürüz artık… Eve girdim. “Şampanyanı al da gel” dedi Didi. Önce şaka yapıyorlar sandım. Dolabı açtım. Gerçekmiş 🙂 Yaşamın her bir anı başlı başına bir kutlama değil mi? Ağız dolusu güldük, yaşamdan konuştuk. Hikayeler, anılar anlattık. O sırada Geoff aradı. “Yüzün gülüyor” dedi. “Evet” dedim. Sanki yarın gitmiyorum. Belki uzun süredir böyle hissetmemiştim. Kabul etmeliyim ki gitmeden 3 gün önce içimde bir kıpırtı oldu yine, her seferinde olduğu gibi gitmek zor geliyordu bir taraftan, bir taraftan ise kavuşulacak olana özlem, tatlı bir heyecan oluşturuyordu içimde. “Sanki yarın kahvaltıya buradayım gibi hissediyorum” dedim. Her tatil güzel gelir elbette ama bu sefer çok iyi geldi bana… Uzun süredir birlikte zaman geçirmenin dışında bir tatile çıktığımızı hatırlamıyorum ailecek.
Ahh Gökçeada! Ne kadar da iyi geldin ruhumuza; bakir halinle, samimi ada halkınla, masmavi koylarınla, arnavut kaldırımlı köylerinle, lezzetli mezelerinle, kültürler arası oluşunla, keçilerinle dokundun ruhumuza. (O yediğimiz sıcak otlu mezeyi ve sakızlı muhallebiyi de yazmadan geçemeyeceğim). Altınova’ da geçirdiğimiz zamanları saymazsak Devrimle ilk tatilimizdi. Yaşamın her bir alanında olduğu gibi bazı zorlukları vardı bu tatilin, evet. Ah, o dik yokuşların Gökçeada 🙂 Pusetle Devrim’i koşarak yukarı itmek ciddi bir kardio antrenmanı 🙂 Pusetin çıkamadığı yokuşlarda ise iş başa düştü. Devrim’in “teysee yoruldum” demesine nasıl dayanabilirim. “Gel minik koalam teyzoşa, sar bacaklarını koala gibi” dedim. Bacaklara kuvvet! Canım kardeşim de Zeyna gibi puseti yüklendi. Her zorluğun üstesinden geldiği için puseti taşımak onun için çocuk oyuncağıydı. Keçilere de ne kadar teşekkür etsek az :).
Neredeyse 30 senedir Ayvalık, Altınova’da olmamıza rağmen buranın dışında çok az yere gitmişizdir. Bu sefer kız kıza Badavut’a gittik. Altınova sahilinin gözünü seveyim:) Yanlış anlaşılmasın Badavut’un denizini çok sevdim, çok da keyifli vakit geçirdik ama şemsiyle imtihanımız gerçekti:) Domestleri de iyi ki doğramışsın anneciğim 🙂 Yengem senle “survivor” olduk Badavut’ta ama birlikte olunca her şeyin üstesinden gelinir. Bir kaç çizikle Gaye’nin de yol göstermesiyle karaya ulaştık. “Yengem ne istersin giderken, sana ne vereyim” dedin ya. Sevdiklerimin sağlığı yerinde olsun, huzurlu, mutlu olsunlar isterim, biz birlikte olalım yeter yengem, gerisi zaten hallolur. Bir de güzel yemeklerine asla hayır diyemem Ayşe şef 🙂
O kadar uzun süre oldu ki voleybol oynamayalı, ne kadar çok oynardık hava kararana kadar, annem habire bizi arardı, “hadi gelin artık” diye. Ya yemek yenecekti, ya temizlik… Meriç aklınla bin yaşa! O kadar iyi geldi ki kollarımız şişene kadar voleybol oynamak (sadece bedenime değil, ruhuma da iyi geldi). Maç sonlarında çeşmeden kana kana içtiğimiz suyu, babamın “vur, koş,” uyarılarını hatırlamak… Sonra denize atlamak koşarak… Akşam dizi izlemek çok da basit bir eylemken, benim içimi ısıtan, kalbimi yumuşatan bir rituel oldu.
İlk defa paddle board yaptım. “Denemek ister misin?” dedi Pelin. Denizin üstünde olmak insana huzur veriyor, aynı zaman da minnet hissi. Sanırım bu gelişimde hissetiklerim tam olarak bunlardı; huzur ve minnet. Etrafımızda olup bitene, başımıza gelenlere rağmen yaşamın bize getirdiklerine şükrederek, birlikte olmanın verdiği güçle, umutla iç huzura kavuşmak… Bu kavuşmamızda daha çok birbirimizle bağlantı kurduk, daha çok keyif aldık birlikte olmaktan.
Zehra (Zehaa) ve Okan (puff) iyi ki geldiniz. Hafta sonumuza neşe kattınız. Yeni evlerimizde sizde ya da bizde yeniden birlikte olmayı dört gözle bekliyorum.
Munibem, Memom sanki koca bir yaz geçmemiş gibi değil mi? Fatoşum nasıl sizin de anneniz gibi ise siz de bana bir abi, kardeş gibisiniz. Aradan geçen yıllar bizi eskitmek yerine yıllandırmış. O akşam o kadar çok güldüm ki sayenizde…
Sevgili Çağla her ne kadar seni yeni tanımış olsam da bize eşlik ettiğin için, sohbetin ve nezaketin için teşekkürler. Salçamı kışa alacağım 🙂
Eminoş tarhanamı, eriştelerimi yapınca sana fotoğraf yollarım, söz.
Ah be Özgem, yine kavuşamadık. Acısını çıkaracağız söz!
Dayıcığım ( yaktın bizi dut ağacı:)) bana Sultanım diyorsun ya. Ne oldu biliyor musun? Tam beni uçağa alırlarken “sizi business class” a yükseltmişler, koltuğunuzun numarası değişmiş” dediler. Eee sultanına da bu yakışır değil mi? 🙂 Gayecim kusura bakma “level atladım” 🙂
Dün, artık yaşamımızda olmayanlar için hayır lokması yaptırdı annem. Artık aramızda olmayanlara da dua okutturdu. Canım annem kimseyi de atlamamış. Dağıttık hep birlikte. Her birimiz için duygu yüklü, yorucu (duygusal anlamda) bir o kadar da keyifli, iyileştirici anlardı. Evde bir bayram havası, gelen, giden, tanıdık, tanımadık… Karşılık beklemeden dağıtılan o lokmalar… İnanır mısınız? O kadar iyi hissettirdi ki bana. Yaşamımızda olmayanları da anmak, hatırlamak, ne olmuşsa olmuş deyip gönüllerde affetmek geçmişi, gideni… Ne kadar da iyileştirici…
Bu yazdıklarımda hikaye içinde hikaye var. Belki her birini anlamak zor, herkesin zihninde, hafızasında yeterince referans yok. Olsun, deneyimlerim burada dursun, söz uçar, yazı kalır demişler.
Buradan ne çıkaralım derseniz, bir şey çıkarmaya da bilirsiniz ama bana soracak olursanız yine de söylerim.
Yaşamın her anı çok değerli. Sevdiklerinizin kıymetini bilin. Sevin, onlarla anlar yaratın, güzel anılar. Anlatacak hikayeleriniz olsun bir masanın etrafında buluştuğunuzda. Öyle derin dostluklar kurun ki uzun süre görüşmeseniz bile buluştuğunuzda kaldığınız yerden devam edebilin. Birbirinize kırılabilirsiniz ama gönül koymayın. Affedin gitsin, hayat kısa, üzülmeye, üzmeye değmez. Aman boşver demeyi öğrenin. Ruhu hafifletir. Yeni yerler keşfedin, seyahat edin. İlla çok uzaklara gitmenize gerek yok. Yeni yerler demek, merak demek, yeni deneyimler demek, keşif demek ve sevdiklerinizle yeni anılar yaratmak demek, yaşama tutunmak demek. Güzel yemekler yiyin ve yenilerinin tadına bakın. Arada işin ucu kaçabilir ama toplayın. Sağlıklı olmak çok önemli, hem bedensel, hem zihinsel, hem de ruhsal olarak. Eğer yardıma ihtiyacınız olursa yardım almaktan çekinmeyin, gocunmayın, isteyin. Hayat paylaşınca hem güzel hem de daha hafif. Egzersiz yapın, en azından yürüyün. Hem bedeninize hem de ruhunuza iyi gelir. Denize bakın, yoksa suya bakın, sakinleştirir; anne karnı gibi. Yaşamdaki mantram: minnet. Yaşadığınız anlara, bedeninize, sağlığınıza, sevdiklerinize, birlikteliğe, yaşamın getirdiklerine, nefes aldığınıza, işinize, seyahat edebildiğiniz için, minnet duyun.
Minnet duydukça hayat size daha iyisini, güzelini verecek… Verin, ama almayı da bilin. Kucak açmak iyileştirir ama sınırları koyabilmek de sizi korur. Kendinize zaman ayırın. Ne olursa olsun, siz değerlisiniz bunu asla unutmayın. Hayatta her zaman kuşlar, kelebekler olmayacak. Düşmek ve ayağa yeniden kalkmak, yara almak ve iyileşmek sizin gücünüzdür, zayıflığınız değil. Ağzınızdan çıkan her söz bir sihir de olabilir, bir kara büyü de. O yüzden özenle seçin, günün birinde size geri dönebilir…
Benden şimdilik bu kadar. Burada ismi olmayan, minnetimi teşekkürlerimi iletmeyi unuttuğum, kırdığım, üzdüğüm olduysa affetsin. Yaşamımda ve kalbimde yeri olan herkes iyi ki varsınız. İyi ki beraberiz. Varlığınıza minnettarım, çok teşekkürler. Sizleri çok seviyorum.
Birlikte yeni hikayeler yaratana dek esen kalın…
Tüm kalbimle…
Gamze





