Bu sabah boynumun diğer tarafı tutulmuş bir şekilde uyandım. Uzun süredir bedenim ve “Ben” sanki karşılıklı bir savaş içindeyiz. Sağlık sorunları, el bileğimde çıkan kist, ona bağlı olarak omzumdaki ağrı…
Bu liste uzayıp gidiyor. Belki de 3 senedir, bedenimde sürekli bir iniş çıkış, içimde tam olarak bulamadığım olma hali, sebepsiz huzurlu olma hali, bir süredir aradığım ve tam olarak hissedemediğim bir yer. Burada olma, ve anda olmanın verdiği açıklanamaz huzur hali uzun bir süredir bende yok… Belçika’ya taşınma sürecim, babamın kaybı, yeni yaşamımın bana getirdiği yeni zorluklar, yeni bir kültür, öğrenilmesi gereken birçok şey, kayıplarımın yasını tutamadan ne olduğunu kavrayamadan kalbimde, yeni bir hayatta kalma mücadelesine başladım. Babamın kaybının üzerine gurbet, geride kalanlara özlem, yıllarca yaşadığım şehrin yokluğu, alışkın olduğum herşeyi geride bırakmam ve yeniden bir yere ait hissedebilmeye çalışmak… her biri ardı ardına sıradandı. Daha çok pilates dersi verdiğimden mi, yoganın bedenimde yarattığı asimetriden mi, yoksa son dönemde yoga başlığı altında ders veren ya da yogayı pratik eden, pek de yoganın özüyle bağdaşmayan, birçok sahte insanla karşı karşıya kalmamdan mı bilmiyorum ama yogadan biraz uzaklaştım. Savasana keyif aldığım bir yerken, bedenim gergin, zihnim ajiteydi. Tüm bu geçişler ve bedensel değişimler beni kendi bedenimden uzaklaştırdı. Aynaya baktığımda memnun olduğum beden değildi hissettiğim. Odaklandığım şey ise fiziksel bedenimdi, sanki ne yapsam olmuyordu. Antremanlarımı yoğunlaştırmak dışında, çok severek yaptığım yogayı, kendimi bulduğum o alanı yeniden yaşamıma sokmaya karar verdim. Eteğimdeki taşları bırakma vakti çoktan gelmişti. Tüm bu fiziksel zorlanmaların altında yatan sebep, içimde yaşadığım fırtınadan sahile sürüklenen deniz kabukları olabilir miydi? El bileğimdeki kist sebebiyle artık çok keyif aldığım el duruşlarını yapamaz mıyım diye düşünmek yerine, “gel matına çık, ne olursa olsun, zihnindeki endişeyi, duygularını bırak, kimsenin seni yargılamayacağı bir yer burası” dedim kendi kendime, yeniden başla. Kalbim yolunu bulursa, bedenim de kalp yoluyla hizalanır. Bu sabah yaptığım yoga pratiğinden sonra uzun süredir hissedemediğim bir rahatlama hissettim, yolda radyoloğa giderken, içimde belirdi o, herhangi bir şeye bağlı olmaksızın gelen içsel huzur…
O sırada şu şarkı çalmaya başladı:
“Uyan” dedi bi’ ses, “Uyan, o bur’da”
Uyandım, aradım, bulamadım
Suçum neydi?
Neden böyle oldu?
Suçum neydi?
Neden böyle oldu?
Bu sabah bir umut var içimde
Nasıl olsa geri gelirsin diye
Her şey yerli yerinde yine
Bu sabahların bir anlamı olmalı..”
Geçtiğimiz pazar babalar günüydü, herkesin babalar günü paylaşımına bakarken ben, içimde bir boşluk, yokluk…
Tam da bu şarkı çalarken, ruhuma bir ferahlama hali geldi, aynı zamanda bir hüzün, gözümden birkaç damla… “Babam burada olsaydı ne derdi?” Dedim “Takma kafana, hallolur…” Keşke burada olsaydın da baba, herşey hallolmasa da olurdu…
“Bu sabah bir umut var içimde
Nasıl olsa geri gelirsin diye
Her şey yerli yerinde yine
Bu sabahların bir anlamı olmalı..”
Özlemle
Gamze





