Ne zaman istanbulda yağmur yağsa ya da hava bozsa, buralar da bozar, bir deli rüzgar çıkar, deniz suyu bir anda çivi gibi olur. Rüzgar kumu kaldırır, bir toz bulutu belirir bir anda, çamın kurumuş iğneleri, adeta gerçek bir iğne gibi saplanır bedenime.
Dışarısı güneşli halbuki, gökyüzü mavi, bulutlar beyaz… İçersine erken gelmiş sonbahar, tüyleri ürperten bir rüzgar inceden, deniz kabuklarından yapılmış o rüzgar gülünün sesi daha bir güçlü, arada bulutların arkasına saklanır güneş… Güneş hala ısıtıyor halbuki ama bir yandan bir yağmur havası, biraz kapalı, biraz rüzgarlı, biraz keyifsiz, bir taraftan içe huzur veren bir sakinlik…
Dalında olmuş incirin burnuma gelen kokusu yazın sona gelmekte olduğunun habercisi, henüz kızarmaya başlamamış ama dalında belirmiş nar güzel anıların ağaç bulmuş hali…
Burnuma gelen kahve kokusu belki de her gün içtiğim ve kokusuna alıştığımken, sıcak bir komşu sohbetinin, bir yoldaşın, dert ortağının özlemine dönüşmüş.
Köpeklerimi gezdirdiğim o ağaçlı yol, iki tarafı çam ağaçlarıyla yeşile bulanmış o yol, her sabah yaptığım bir ritüelken, sanki bir kaç gündür düşüncelerimden, hislerimden, kendimden kaçmaya çalıştığım, yürürken durakladığım o yol, biraz maviye biraz yeşile daldığım o yol, kahve renginin tonlarına bürünmüş. Halbuki hangi yolu yürürsek yürüyelim, zihnimizi de götürmüyor muyuz? Halbuki bir o kadar hafifken kalp, ağır gelmiyor mu bazen taşıması, her nereye gidersek gidelim?
Burada gün batımını izlemek göz yüzüne çizilen tablonun her bir aşamasındaki mucizevi değişime şahit olmak demek. Bulutun pembeliği, gökyüzünün maviliğiyle birleşir, biraz sarı, biraz mor katar içine. Öyle uzunca kalır renkler, yarattığın bir şahesere bakar gibi baka kalırsın ardından. Gün batımı hareketlidir buralarda gökyüzünün pembeliği denize yansırken, fonda inceden gün batımı tınıları çalar, elindeki bardağın pembeliği göz kırpar denizin sesine.
Halbuki ne kadar da keyiflidir o akşam buluşmaları… Denizin sesinin dinginliği midir seni durgunlaştıran? Seni uzaklara daldırtan sevdiceğin mi yoksa? Yoksa sende kalanlar mı o şarkıları söylettiren?
Halbuki ne kadar da parlıyor karşı adanın ışıkları? Nedir içindeki bu alaca karanlık? Nasıl oluyor da gün batımındaki sesli gülüşler karışıyor bir anda gecenin hüznüne?
Hava kararınca gökyüzü daha bir parlak olur burada, yıldızlar ışıl ışıl göz kırpar ve yağar yer yüzüne birer birer, zamanı geldiğinde. Her bir yıldız yeni bir umut olur, yeni bir dilek, kalpten geçen bir duygu, gecenin sessizliği bir anda sevinç çığlıklarıyla yankılanır, olmuşçasına dilenen dilekler… Her ne kadar karamsar gözükse de bilinmeyen küçük bir umuda tutunur yürek, mışçasına yaşar her anı.
Dolmuşken içime hayal kırıklıkları, her dolaştığımda elime biriktirdiğin çam fıstıkları gibi, çok da uzun olmuşsa görmeyeli yüreğimde bir yerlerde birikenleri, bir anda dönüşür iyikilere, yaşamda paylaştığım her nefes…
Burası her seferinde döndüğüm, her döndüğümde yeni bir benle karşılaştığım yer, anılara yenilerini eklediğim, hüzünlendiğim, saçmaladığım, kahkahalara gömüldüğüm bazen, yenilere kucak açarken eskileri yaddettiğim, ne olursa olsun hep şükrettiğim, özlediğim bir çok şeyi ve kişiyi, burası savrulup kendimi kaybettiğim ve yeniden bulduğum yer, burası çocukluğum, gençliğim, şuanım…
Burası evim, özlenen, her seferinde koşarak gelinen, hüzünle geride bırakılan, yeniden gelmenin umuduyla kurgulanan, burası evim, vazgeçilemeyen bir türlü, her gelindiğinde düzenleri şaşırtan, kafaları karıştıran evim, her şeye rağmen ”oh be!” dedirten, tüm güvensizliklerimden kaçarken ben, güvende hissettiren, kalabalıklardan kaçarken, onca insanın içinde yalnızlığımı yüzüme vuran, o sessizliğin içindeki gürültülü yer, o dinginliğin içindeki karmaşa, o kucaklanışlara rağmen duyulan derin özlem… Burası Benim, evdeyim, bu ara böyleyim ama evdeyim…
Eve dönüş hep zor mudur? Evden çıkış? Ve yeniden eve varış her seferinde? Her seferinde yeniden bulmak kendimi, rüzgarın bir kıyıdan ötekine savuruşu gibi kum tanelerini, özümün her hücresine kavuşmak, hep geldiğim yer olsada hiç karşılaşmamış gibi içimde hissettiğim. Elbet rüzgar durulur, deniz dinginleşir, renkler değişir ama söyle! Hep böyle midir eve dönüş? En zoru kendimi kendimde aramak değil mi? Ne göreceğimi bilmeden bakmak, nereye gitmem gerektiğini, ne bilmem gerektiğini, nasıl yürüyeceğimi bilmeden küçük bir kız çocuğu gibi…
Sele kapılmak gibi değil mi eve dönmek? Bazen hızlı, bazen durağan, öne aldığını savurarak, bazen de yolda yavaşlayarak, bakarak olan bitene öylece… Elbet yağmur diner, görünür güneş bulutların ardından ama söyle! Zaman hızla akarken bir deniz kenarında, üşürken esen rüzgardan hep böyle yavaş mıdır zaman?
Ben geldim. Burası Benim! Evdeyim! Bu ara böyleyim ama evdeyim…
Evi evde arayanlara, “Beni” “Bende” arayanlara yürekten olduğu gibi gelenlerle…
Gamze Demirhan





