Pazar Kahvaltısı

Bizim evimizden yemek, içmek hiç eksik olmazdı. Hele pazar kahvaltısının mutlulukla bir ilgisi olmalıydı. Sadece bugün değil, çocukluğumdan bu yaşıma kadar süre gelen bir gelenek, bir ritüel, bir yuva, bir aile, bir sıcaklık, mutluluktu benim için pazar kahvaltısı. Soframızda olmazsa olmazdı peynir, zeytin, bir çeşitle yetinilmezdi hiçbir zaman. En az iki çeşit olmalıydı, reçelinden, balına, salatalığından, domatesine, yumurtasından cevizine her şey kondurulurdu özenle sofraya. Hele bir de mis kokulu frezya çiçeği kondurulmuşsa ortaya… Oh, değmeyin keyfime!

Zenginlik buydu! Sofraya koyulan birkaç çeşit zeytin değil, ya da üç beş yeşillik. Özenle kurulan, sevgiyle tüm sofraya serpiştirilen her şeydi…

Mutluluk buydu! Tavşan kanı renginde yudumladığın çay, ekmeğini bandığın zeytinyağı…

Birliktelik buydu! Bir dolu renkte kahvaltılığın sofraya koyulmasıyla değil, bir araya geldiğinde rengârenk olan sofrayı rengârenk yapan insanlardı…

Huzur buydu! Burnuma gelen kavrulmuş un kokusu, kırmızısından, sarısına, beyazından, moruna buram buram kokan frezyanın kokusu, kızarmış ekmek kokusu, yeni demlenmiş çay kokusu, muz ve tarçının bir araya geldiğinde ortaya çıkardığı kokuydu…

Öğleden sonraya kadar süren kahvaltı kah derin meselelerle, kah birbirimize yaptığımız şakalarla geçerken mideler dolmuş sofrayı kaldırma vakti gelmişti. Şen kahkahalarla sofra toplanmış ve tabi ki pazar kahvaltısının vazgeçilmezi, olmazsa olmazı Türk kahvesi zamanı gelmişti. Bahar yeni yeni gelmeye başlamıştı. Parlak güneşin ve gök yüzünün keyfi balkonda içilen Türk kahvesiyle taçlanacaktı.

Bütün pazar kahvaltısı meselesi yemek, içmek midir yani diyorsunuz değil mi? Evet, mutluğun kahvaltıyla hem de pazar kahvaltısıyla bir ilgisi vardı ama mesele yemek, içmek değildi. O bahaneydi. Mesele vermekti dilediğince ve almaktı istediğin kadar. Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardı çünkü. Sonra meyve yenmeliydi, yanına da küçük bir içki çünkü aileden böyle süre gelmişti. Bir misafir evde hissetmeliydi her an, kucaklandığını ve evde olduğunun sıcaklığını hissetmeliydi tüm hücrelerinde.

Emek buydu! Sevgiyle, zevkle hazırlanmalıydı her şey. Dilediğince vermekti, istediğin kadar almak…

Sevgi buydu! Karşılık beklenmezdi verirken ve içten gelirdi daima. En doğal haliyle her yerde yansırdı olduğu gibi…

Evde olmak buydu! Öz de olmak, sende olmak, bende olmak! Ev, dört bir etrafı duvarla kaplı bir binadan ibaret değildi. Ev yaşanan, yaşayan, yaşatan, hissedilen, mutlu edendi…

Kalbinizdeki sevgiyi evinizde aşkla hazırladığınız bir pazar kahvaltısıyla şenlendirmeniz dileğiyle…

Bir pazar kahvaltısından tüm kalplere sevgiyle

Gamze

Related Posts

Leave a Reply