3 Güne Sığan 3 Hafta

İnsan bir şeyleri kaybetmeyince değerini anlamaz derler ya… Doğruluk payı var. Her zaman kaybetmek olmayabilir bu. Belki uzak kalmak, özlem duymak, farklı yollar seçmek de olabilir… İnsan sahip olduklarını hep sonsuz sanar, bazen kıymetini bilmez bile…

Bilenler, bilmeyenler için yaklaşık 2 senedir Belçika’da yaşıyorum. Burada yaşamak kendi seçimimdi, evet. Bilenler bilmeyenler için herşey göründüğü gibi olmayabiliyor hayatta. Yaptığım seçimin pişmanlığı içinde değilim yanlış anlaşılmasın, keyfim yerinde 🙂 Yine bir dönüş yolunda kalbime düşenleri yazmasam olmaz…

Dışarıdan görünen sadece karşı tarafa yansıttığımızdır. Karşı taraf bizim paylaştığımız bilgi ne kadarsa ancak o kadar bir anlayışa sahiptir bizimle ilgili. Yani, çevremizde gördüğümüz, az çok fikir sahibi olduğumuz şeyler hakkında yargıda bulunmak, yorum yapmak kolaydır ama o bireyler hakkında, o bireylerin yaşadığı deneyim hakkında çok da fazla şey bilmiyoruzdur aslında. 

Gurbet kelimesi Türk Dil Kurumu’nda ” Doğup yaşanılmış olan yerden uzak yer” diye yazıyor. “Doğup yaşanılmış olan yerden uzak olmak.” Bu cümleyi bir daha okuyun derim birkaç dakikalığına, acaba nasıl hissederdim diye kendinizi bu durumun içinde hayal edin? Nasıl hissettiniz? 

Gurbetçi diye adlandırdığımız ve üzerine pek de olumlu anlamlar yüklemediğimiz kelime doğup yaşadığı yerden uzak olan kişi anlamına geliyor. Peki bu kelimeye hiç bu anlamıyla baktık mı? 

Her yaz kendi ülkesine gelip Euro kazanıp Türk Lirası harcayan, keyfi her zaman yerinde olan, doğup yaşadığı ülkeyi pek de fazla önemsemeyen, her geldiğinde hep bir şeyler götüren bireyler olarak bakmak dışında? 

İnsan ne hisseder kültürünü bilmediği, o kültürü kendi doğup büyüdüğü yerdeki gibi yaşamadığı bir ülkeye gitse, öyle birkaç günlüğüne değil ama? Dilini hiç konuşmadığı, hiç bir bürokratik sistemine alışık olmadığı bir yere gitse? Sağlık sistemine aşina olmadığı ve kendini ana dilinde ifade etme lüksünün olmadığı bir yere gitse? 

Peki biriktirmesi seneler alan, çokça emek isteyen dostları geride bırakmak nasıl bir histir? Elbet yeni arkadaşlar edinilir ama bir bakışınla ne hissettiğini kalpten anlayan sevdiklerinin yanı başında olmasının verdiği güven olmasa? Emekle oluşturduğun iş çevreni bırakıp gitsen mesela, onların da seni bırakacaklarını bilerek? Bir otobüse atlayıp sevdiklerine gidemeyecek bir mesafede olmak nasıl hissettirir mesela? Rüyaların çok çok uzakta bir yerlerde olup biten her şeyden sana haber getirirken, anlam yüklediğin her rüyada “her şey yolunda mı?” dediğinde içinde ki endişe hissini bilir misin? Her sabah alışmadığı o karanlık gökyüzüne yaz- kış uyanmak, güneşi bile özlemek nasıl gelir insana? Peki insan kendini işe yaramaz ne zaman hisseder ya da çaresiz? Gidemediği her gün?  Sevdiklerine yardım edemediği, onların en mutlu/mutsuz anlarında yanlarında olamadığı her an? Birlikte yaşayamadığı her deneyim?

Sanki her şeyi biraz uzaktan yaşar gurbette olan ama içinde en derinde özlemini duyduğu anların çokluğu arttıkça, bazı şeylerin ne kadar da değerli olduğunu an be an çok güçlü hisseder. Yaşadığı her dertten dem vurmaz belki, uzaktan da olsa kollarını açarak bekleyen sevdikleri, her bir derdini dinlemeye hazır da olsa… İçinde yaşar bazı şeyleri, “neyse şimdi meraklanmasın kimse” diyerek. Kendi ülkesinde olup biten dokunur onun içine de.

Her geldiğinde bir şeyler alır, yiyecek, giyecek… Ev neresidir, ve nerededir? Siz hiç evinizi evdeyken özlediniz mi? Ya da farklı yerlerde evde hissettiniz mi? Sanki hep bir arafta olma hali, aidiyetsizlik, her bir evde bırakılmış birkaç eşya, yarım kalan işler, her seferinde tamamlarım dediğin hep başka bir sefere ertelenmiş… 

Kahve içilecek kişiler bitmemiş, yeniden şerefinize denilerek kaldırılan kadehler yetmemiş, koşturarak giden zamanın ucundan bir türlü tutulamamış, sohbetlere doyulunamamış yine, sarılmalar yetmemiş, ayak üstü konuşmalar aceleye getirilmiş, yeterince gün batımı izlenmemiş, oturulmamış yeterince balkonda geç saatlere kadar, görüşülecekler bitmemiş, anlatacaklar yarım kalmış, araya girmiş koşuşturmalar, kısa süre içinde yetiştirilmeye çalışılan kavuşmalar, tadı özlenilmiş çokça yemek yenilmişken hep bir kısmı eksik kalmış, yarım yamalak vedalaşmalar, alelacele bavula tıkıştırmalar… 

Sanki 3 güne sığdırılmış 3 hafta… Bense bir evden bir eve gitmekte olan arafta… İnsan alışır mı dersen olmaya bir tarafta… Nasıl alışsın insan, gönlüm her tarafta… Her gelişte patlasa da bir patırtı, ne yapacaksın, hayat hep bir kıpırtı…

Kabul edersen geleni, gideni, geçeni, hissini, hüznünü, neşeni, kızgınlığını, geriye kalır bir tek şükür… 

İstanbul Havaalanı’nda 8 saat 40 dakika rötar yapan uçağı beklerken, karışmış kalbimdeki şükür ile hüzün birbirine. Nereden başlasam kimi yazsam, neleri sıralasam… Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı olduğu kesin… 

Güzel dostlar, güzel bir aile biriktirin… Giderken götürüsünüz diye bavulunuza zeytinyağı, tarhana, baharat iliştiren, uzun süre görmemişken bıraktığınız yerden devam ettiğiniz, senelerce görmemişken sana ihtiyacım var dediğinizde hiç tereddüt bile etmeden yanınıza koşan, “seni çok özledim görüşelim” diyen dostlar. Gecenin bir yarısı telefonunuzu açan, sorununuza çözüm bulan, “sakin ol hallederiz” diyen,” “senin gözün arkada kalmasın diyen,” “sadece her şey yolunda mı  diye merak ettim” diye arayan dostlar… Ellerini omuzunuzda hissettiren dostlar biriktirin, bir kaç sözü, bir bakışı, gülüşü yeten dostlar…Yüzünüze baktıklarında kalbinizi gören, görmeden de ruhunuzu bilen dostlar ve aile bireyleri biriktirin… “Sen özlemişsindir, ye diye yaptım, giderken bunu da al yanına” diyen, el emeğiyle yapılmış, gönülden katılmış daha bir çok şeyi düşünen dostlar ve bir aile… Hiç şüphe duymadan sevdiklerinizi, paranızı emanet ettiğiniz dostlar… “Çok beğendiysen alırım ben sana” deyip, sen beğendiğin şeyi çoktan unutmuşken “sana getirdim” diye sana gelen dostlar… Kalbinizi açabileceğiniz, derdinizi dinleyebilen, sizinle gülüp, derdinizle üzülen, zor anınızda size koşan, aynı zamanda da eğlenmesini bilen dostlar ve bir aile biriktirin. Birlikte kahve içtiğinizde, şerefine kadeh kaldırdığınızda keyif aldığınız dostlar ve bir aile… Kalbinizi açtığınızda sizi yargılamadan dinleyen, “sana doyamadım” diyebilen, şükretmeyi bilen dostlar ve bir aile biriktirin bu hayatta… “Seni görmeye geldim” deyip çıkıp gelen, “ya görüşemedik, bir dahaki sefere artık” dediğinde gönlünü bildiği için, sana gönül koymayan dostlar ve bir aile biriktirin…

Hayatın tadını çıkarmak isterseniz eğer şükredin yaşamınızda olan tüm güzel detaylara; güneşin ışıltısına mesela, birlikte gülebilmeye, sağlıklı olmaya, gün batımını izleyebilmeye, bir fincan çaya, fırtınadan sonra gelen huzura, annenizi öpmeye, kardeşinize sarılmaya, babanızı anabilmeye, yeğeninizin güvenle kucağınıza atlamasına, sevdiklerinizin yanı başınızda olmasına, sevdiklerinizin herşeye rağmen ayakta kalma gücünü görmeye, yapabildiğiniz fedakarlıklara, gönülden ağlayabilmeye şükredin… İnanın ki şükrettikçe, yaşam şükredecek daha çok şey sunar sizlere…

Bu evden diğer eve giderken ben, şükürdü en çok gönlümde vuku bulan…

Yaşanılanlara, kayıplara, kaybedilenlere, benden gidenlere, gözümde tütünlere, yaşamımda kalanlara, yoldan geçenlere rağmen teşekkürler hayat! Teşekkürler canım ailem, teşekkürler canım dostlarım! İyi ki varsınız!

Minnetle

Gamze 

Related Posts

Leave a Reply