Bir antropolog gözüyle, bir yogini yorumuyla yazmak istedim bugün gayet naçizane. Balkonumuzun damını hayvan gözlem evine mi dönüştürsem diye düşündüm bu sabah. Bunu bana düşündüren şey iki ağaçkakandı. Evet, evet iki ağaçkakan. Evimizin önündeki geniş, boş arazide upuzun gagalarıyla karınlarını doyuruyorlardı. İçtiğim çayı bırakıp, fotoğraf makinemi elime alıp heyecanla balkona çıktım. Karşımdaki iki ağaç kakanın güzelliği beni büyülemişti. Upuzun gagaları, başından boynuna kadar uzanan sütlü kahverengindeki tüyleri, bir yelpaze gibi açılan ibibiği, beyaz zemin üzerine siyah desenli kanatları… Gördüğüm mucizevî canlı karşısında kala kalmıştım, dama oturup uzunca bir süre bu iki güzel kuşu gözlemledim. Bir daldan diğerine konup karşıdaki daldaki kuşla sohbetlerini dinledim. Yüzümde bir gülümseme, içimde müthiş bir heyecan duydum. Biri görse muhtemelen evin damında ne yaptığımı merak eder ya da şaşkın gözlerle bakardı bana. Buna hiç aldırış etmemiştim.
Bir daldan diğerine uçan ağaçkakandan biri, biraz kısaca olan tahta bir direğin tepesine kondu. Birkaç saniye sonra ağaç kakanın çaprazına doğru kahverengi çalıların arasına yatan turuncu renkteki kedi sevimliliğiyle beni daha da gülümsetti. Tahta direğe konan ağaçkakana bakarak ön patilerini uzatmış, bedenini germiş, hınzırlıkla kuyruğunu sallamaktaydı. Tam da bu anda aslında hayatta ne kadar doğal olan, pek de umursamadığımız, çoğu zaman farkında bile olmadığımız küçük detayların beni mutlu ettiğini fark ettim. Belki de bu kadar mutlu olmuş olmamın nedenini, hocam Chris Chavez’in dediği şeyi hatırlattı bana: ‘‘Etrafında var olan güzellikler sadece senin mutlu olmanı tetikler, güneşin batışı seni mutlu eder. Eğer mutsuzsan bu güzellikler bile seni mutlu etmez. Çünkü mutluluk içseldir, diğer her bir şey mutluluğa ulaşmanda bir araçtır, mutluluk dışsal değildir.’’
Belki de bu yüzden birkaç dakikalık gözlemim beni bu denli mutlu etti. Mutluluk içsel ve aslında bu kadar basitken, mutluğu tetikleyen etkenler bu kadar yakınımızdayken neden bu karmaşa, bitmek bilmeyen kin, nefret, savaş, düşmanlık… Belki de ne kadar kusursuz olduğunu farkına varmadığımız, sanki biz onun, bu dünyanın, doğanın, var oluşun bir parçası değil de sahibiymiş gibi davranıp içimizde var olan güzelliğin, mutluluğun, huzurun, ışığın farkına varamamamızdır. Bu dünyaya sahip olmadığımızı, bizden bağımsız olarak devam eden bir döngünün parçası olduğumuzu, bütünün birer parçaları olduğumuzu, aynı zamanda da toprak anayla bir bütün olduğumuzu unuttuğumuzdandır belki de…
Hep söylenen bir klişe var: ‘Hayat sana güzel’. Evet, hayat güzel, içindeki mutluluğa ulaşabilen herkes için… Mutluluk çalılara uzanmış kuyruğunu hınzırca sallayan kedidedir, pencereden dışarıya çıkmaya çalışan kelebeği özgür bıraktığındaki histir, mutluluk komşuna kolay gelsin dediğin iki kelimedir, mutluluk denizin maviliği, güneşin sarısıdır… Mutluluk içimizdedir… Unutma! SEN NEREDEYSEN MUTLULUK ORADADIR!
Gamze





