Zaman geçen sene bu zamanlar, o zamanda eşyalar toplanmış, 3 sene bize yuva olan evimiz artık maziye özlemle bakılacak bir anı olmaya başlamış bile… Şimdi bile zaman zaman yaşadığım o güzel anılar gelir aklıma, biraz özlem, yaşanılan güzel anıların hatırına derin minnet duygusuyla… Zaman elimizle tutamadığımız, bazen geçmediğini düşündüğümüz, çoğu zaman su gibi akıp giden zaman… Zaman, bazen hiç geçmesin istediğimiz, zaman, yüzümüzdeki kırışığa ilişmiş, kalbimizin köşesine yer etmiş zaman… Zamandan arda kalan ise “o an…” An be an yaşanmakta olan, bazen çok da sıradan gelse de yaşanan, o zamandan geriye kalan “tam da o an…”Belki bir gülüş, bir bakış, bir küçük mimik, belki kimsenin gülmeyeceği ama bir bakışta bizi kahkahalara boğan o an… Sevdiğinin sırtını sıvazladığı o an, içini ısıtan bir kucaklama anı…
Geçen yaz bu zamanlar… Bavullar toplanmış, koliler yapılmış, vedalar edilmiş, hüznün verdiği hayal kırıklıkları, tamamlanmamışlıklar, yeni bir hayatın başlamakta olmasının umudu ve tatlı heyecanı karışmış birbirine… İstanbul geride bırakılmış…Yaşananlar dün gibi, zaman göreceli… Gitmeden Altınova’da ailemle uzunca zaman geçirmeyi planlamış olan ben yine yaşamın bizlere getireceklerinden habersiz… Zaman su gibi akıp geçmiş ve İstanbul’a gitme vakti gelmiş yine. İşte o gün bir türlü tamamlayamadığım şu satırlar dökülmüş;
“Bu sabah yağmur var İstanbul’da, gözlerim dolu dolu oluyor, bilinmez niye… Mahsar Alanson’un şarkısı dilimde… İstanbul’a sonbahar esintileri gelmiş, hava bulutlu ve karanlık… Altınova’nın sıcacık denizini bırakmış İstanbul’un serin havasında kendimi bulmuşum. Geldiğim gece yalnız uyumuşum, ev boş, bütün gece kaşınmaktan uyuyamamış, çok sık uyanmışım. Belki sivrisineklerden belki zihnimde yapacağım işleri bir türlü organize edememekten. Erkenden kalkmışım sabah, devlet dairesinde işler uzun sürer diye… Aylardır adeta rüzgarın ağacın dallarını oradan oraya savurması gibi bir ülkeden diğerine, bir şehirden diğerine, bir evden başka eve savrulup durmuşum. Hem fiziksel hem de duygusal bir savrulma hali o kadar çokça olmuş ki, bir türlü elim yazmaya gitmemiş, gönlüm söyleyememiş. Son birkaç ayda o kadar fazla şey olmuş ki yaşamımda nereden başlasam nasıl desem, ben, kelimeleri çok iyi kullanabilen, kendini çok iyi ifade edebilen ben…” (23 Eylül 2022)
İşte bu kadar zaman yazamamamın sebebi nereden başlayacağımı, yaşananları, anıları, o yoğun duyguları nereye koyacağımı bilememiş, nasıl ifade etsem hep bir yetersiz ve eksik kalacağını düşünmüş olmamdan…
Yazmak çocukluğumdan beri iyi gelmiştir bana sanki yaşadığım zamanın fotoğrafını çekmek gibi tüm duygu ve düşüncelerimle… Söz uçar yazı kalır demişler ya… Zaman uçar ama anlar/anılar kalır…
Yaklaşık 1 sene doğup büyüdüğüm, içinde hep bir hüzün barındıran ama hep özlenen ve özlenecek olan bu topraklardan uzak kaldım; sevdiklerimden, kah güzel, kah anımsamaktan kaçtığım anılardan…
İstanbul’a indiğim andan itibaren bir evde hissetme hali… Dile kolay 30 seneden çok bu Dünya üzerinde ev dediğim yer bu ülke topraklarında bir yer olmuş çoğunlukla. Ev dediğimiz yer ve duygunun kalbimiz neredeyse orada olduğuna inandım hep. Peki kalbin bir çok yerde ise ev neresidir senin için? Nerededir EV dediğin? Bende ev o kadar çok yerdeymiş ki meğer gelince anladım.
Ne kadar garip, zamanın koşuşturmasında günler birbirinin aynıymış gibi.Yaşadığımız anları ne kadar da sıradanlaştırıyormuşuz meğer… Meğer sıradan dediğimiz o anlar zihnimizin bir yerinde o an ki duygularıyla saklı kalıyormuş. Mesela Kadıköy’den karşıya vapurla geçerken yüzüme vuran rüzgar, denizin iyot kokusu, yeni çekilmiş Türk kahvesi kokusu, hiçbir yerde bulamadığım tadını da hiç bir şeye değişmeyeceğim Gaziburma baklavası. Bazen hafta sonları bazen antrenman öncesi babamla giderdik. Kendine has Gaziantep kahvaltısı olurdu.Hep bir küçük baklava ikramı alırdık illa ki kahvaltı sonunda. Yıllar yılı Pendik’te yaşayınca tüm esnaf bizi tanırdı. Bu gittiğimde ‘baban nasıl? Görmüyorum uzun süredir’ dedi her gittiğimizde bizi karşılayan esnaf… Haberi yokmuş… Belki herkes için en iyi baklavacı orası olmayabilir (bence hala çok iyiler) ama orası bana hep babamı hatırlattı ve gittiğimde yine o anlar hatırlandı içim büzükerek. İç büzülmesi nedir bilir misiniz? Sanki kalbin buruşturularak sıkışır, küçülür küçülür ta ki bir göz damlası düşüp geçici bir rahatlama yaratana kadar… Gitmeden Nur Mantı’da mantı yedim. En hızlı ve bildiğimiz bir yerde yemek yemek için gittiğimiz bir mekandan ibaret değildi aslında burası benim için. Küçüktüm, hatırlıyorum çarşıda pasajın içindeydi eski yeri. Hep anımsamışımdır. Pasajın içinde köşedeydi yeri. Camlarını hatırlıyorum mekanın, gün batmadan tatlı bir ışık olur ya ondan biraz daha parlak bir ışık olurdu içinde. Hep heyecanla gittiğim bir yer olmuştu orası çocukluğumda. Bu gittiğimde (yeni yerinde) mekanın sahibi tam da kapatmak üzereyken ‘ben gidiyorum, gitmeden yeseydim keşke’ dedim. Haberi yokmuş taşındığımdan. ‘Hemen bir porsiyon atın ordan’ dedi, Pendikli olma kontenjanından yararlanıverdim. ‘Ne kadar heyecanla giderdim o pasajdaki yerinize çocukken’ dedim. ‘Çok sıradan bir yerdi aslında orası’ dedi. Benim için özeldi ama. Annem ve kardeşimle birlikte giderdik lacivert önlüklerimizle. Birer sırt çantamız birer de beslenme çantamız vardı. Annem bizi okuldan alır almaz sırt çantalarımızı alırdı sırtımızdan. Hep ilgili, verici bir anne olmuştur. Hala da öyledir canım annem…
Kardeşimle kendimi bildim bileli iyi anlaşmısızdır. Hatta anlaşmanın ötesinde bir sırdaş, arkadaş, oyundaş, yoldaşızdır. Ben ne kadar ağır kanlı isem o bir o kadar tez canlıdır. Farklılıklarımıza rağmen birlikte eğlenir ne olursa olsun birbirimize destek oluruz. Ve yaş aldıkça anlıyor insan birlikte geçirilen her zaman, her günün aynısı değil, birlikte geçirilen zaman yeniden anımsanacak yeni anılar demek…
Demem o ki zaman uçar, anı kalır. Mesele o güzel anıları biriktirmekte. Zaman o kadar uçar ki bir bakmışım babam sadece anılarda, bir bakmışım küçük kız kardeşim o kadar iyi bir anne olmuş ki, bir bakmışım annem torunu için koşturan bir anneanne ben ise yeğeniminle her türlü deliliği yapacak kıvama gelmiş bir teyze olmuşum…
Çocukluğumda kurulan o uzun masalar, o güzel sofralar belki eksiklerle ama yine telaşla, coşkuyla, emekle, özlemle, heyecanla kurulmuş… Yengeler, kuzenler, dostlar gelmiş. Sarılmalar uzun kucaklaşmalara, gülmeler kahkahalara, sohbetler yeni anılara dönüşmüş.
Şu bir ayda anılarıma yeni anılar katan, zamanını ayıran, kollarını kocaman açarak beni yeniden evde hissettiren tüm güzel insanlar iyi ki varsınız! Varlığınıza minnettarım…
Başka bir zamanda, başka bir mekanda, yeni anlarla, yeni anılar yaratmaya niyetle…
Özlem ve sevgiyle
Gamze





